Küçük dünyama hoşgeldiniz. İyi vakitler geçirmeniz dileğiyle :)

Unbroken Universe




Arkadaşlar Harry Potter Film serisinin bitmesine az bir zaman kaldı. Şüphesiz ki Filmin hayranları, bu serinin bitişine üzülecektir. Ben de sizlere bir öneride bulunarak J.K. Rowling'in yarattığı bu sihir dünyası ile ilgili pek çok fic (fan fiction) 'ın olduğunu hatırlatmak istiyorum.
Harry Potter fic'leri arasından uzun soluklu hikaye, Unbroken Universe hafızalarınızda yer bırakacak..


Umbroken Universe nedir? Kim yazmış?

Unbroken Universe, Amerika'da yaşayan RobinLady lakaplı genç bir yazar tarafından yazılan bir Harry Potter hayran hikayesidir. Hikayenin konusu, orjinal Harry Potter kitaplarında geçen ufak bir detayın değişmesiyle yaşanan olayları ele alır: "Eğer James ve Lily Potter'ın 'Sır Tutucusu' Sirius Black olsaydı, ne olurdu?"


Harry Potter Cafe üyelerinin sizin için çevirdiği Üç Kitap halindeki bu fic'e ulaşmak için linke tıklayınız..

http://www.harrypottercafe.com/unbroken_universe.php

30/5/2009 | Kategori: Fanficler | Yorum (yok) | Yorum Yaz | Kalıcı Bağlantı

Küçük dünyama hoşgeldiniz. İyi vakitler geçirmeniz dileğiyle :)

Benden Bir Harry Potter Fic'i

Albus Dumbledore,Gaunt'un yüzüğünü bulduktan sonra neler olmuş görelim  


                       LANETLİ YÜZÜK

Onu avucuna aldığı andan itibaren içini kaplayan heyecan dalgası hala yakasını bırakmış değildi.
Eli titriyordu.
Bu muhteşem nesneyi nasıl olurda yıkıntı bir evin arasında bırakabilmişti ki? Bunun bir yadigar olabileceğini nasıl düşünemezdi?
Ah,tabii o zavallı çocuk On bir yıl boyunca bir Woods yetimhanesinde yetişmişse ve hele ki bu zaman zarfı içinde yaptığı onca tuhaf şeyler sonucunda bir büyücü olduğunu bilmiyorsa, bir büyücü masalı olan Ozan Beedle’ın Hikayelerinden nasıl haberi olabilirdi ki?
 Hayır,zihninin bu tür şeyleri düşünmesine vakti yoktu yaşlı bilgenin.Onun tek derdi,bu harika nesneyi bir an önce parmağına geçirmekti.Bu arzu gittikçe dayanılmaz bir ıstıraba dönüşüyordu içinde.
Kalbindeki şiddetli arzuyu bastırmak için siyah taşlı yüzüğü, hızla sağ elinin yüzük parmağına geçirdi.

  Yıldırım çarpması gibi bir hızla acı..
Kısa bir çığlık..
  Geriye doğru yalpalayarak düşen bir bedenin çarpma sesi..
Köşeye fırlatılıp atılan yüzüğün taş zeminde çınlayışı..

Acıyla gözlerini yumarak, artık hissedemediği sağ elini kavradı.

Kapkaraydı…

Albus Dumbledore’un neler olduğunu anlamasına gerek yoktu.Yüreğindeki o şiddetli arzuyu bastırmak uğruna yüzüğün bir an için horkutluk olduğunu unutmuştu..
  Ne yapıyordu böyle?
Eğer kendisine böyle hakim olamayacaksa çocuğu,Harry Potter’ı korumak niyeydi?

Tablolardaki endişeli sesleri duyuyordu.Birisi bağırarak, ‘Severus’a haber vereceğim!’ dediğinde Albus’un geç gelen cevabı boşunaydı.Çünkü Phienas,çoktan tablosundan çıkarak Albus’un yaralandığını haber vermeye gitmişti..

‘’Hayır,onu çağırma sakın!’’

Fazla vakti yoktu.Eğer Severus gelecekse,acele etmeliydi.Yoksa onları görmek için bir daha asla fırsatı olmayacaktı Albus’un.
Yerden kalktığında yanık eli için endişelenmeksizin, pek çok ödülün ışıldadığı vitrine doğru yürüdü.
 
Tam tepesinde,geçen bin yıllara rağmen inatla parıldayan kılıcın keskin ışığı yaşlı bilgenin elektrik mavisi gözlerine yansıdı..
Sağ eliyle kılıca uzandı farkında olmadan.
Onu tutamadı, kılıç kayarak Gryffindore işlemeli halıya düştü tok ve çınlayan sesle.
Yanlış eliyle aldığını fark ederek öteki eliyle almak için eğildi.Şimdi köşeye fırlattığı lanetli yüzüğe yaklaşıyordu.

O Lanetli Yüzük..

Binbir zorlukla, artık etki edemeyeceğini bildiği ölü eline aldı yüzüğü.
Masasına koydu ve gözlerinden ateşler saçarak, horkutluğu yok etmek için kılıcın ucunu siyah taşa yaklaştırdı.

Bir esinti yaladı yüzünü. Ak saçları geriye doğru uçuştuğunda gözlerini kırpıştırdı.
Lanetli Yüzük ölmüştü..
Sadece ortasındaki siyah taş,ikiye yarılmıştı..
Yalnız,o işaret hala duruyordu.Siyah taşın içinde,gümüş işlemeli kenarlarında,her yerde..
Ölüm yadigarlarının işareti…

             

Yüreğindeki o arzunun artık daha kuvvetli olduğunu biliyordu Albus Dumbledore.
Şefkatle,bir zamanlar ‘ölüm’ ün Peverell kardeşlerden birine verdiği o yüzüğe dokundu.
Artık onları görebilirdi.

Ailesini…


Merak
Asla engel olamadığı,olamayacağı bir duyguydu bu.Sevgi gibi..
Bilme isteği..

Yumulu gözleriyle,Ozan Beedle’ın hikayesindeki o bölümü hatırlamaya gerek duymaksızın avucunda üç kere çevirdi.

Annem,babam ve kardeşim..

Gözlerini açmadı.Çünkü korkuyordu..
Kardeşinin,anne ve babasının nefretle bakmasından.

Albus korkuyordu…

Gözlerini açtığında, çağırdığı o üç insan karşısındaydı.
Gülümsüyorlardı..

 Birdenbire, yaşlı dizleri üstüne çöktü bilge adam.Annesinin sıkı topuz yapılmış kuzgun karası siyah saçları,elmacık kemikleri belirgin,zayıf  vücudu. Babasının kendinden emin duruşu,gözlerindeki bilgeliğin ışıltısı,kardeşinin tatlı gülüşü..
 
 Bütün bu ayrıntılara dikkatle bakarken, kendisini On yedi yaşında hissetti Albus.
Genç anne babanın oğulları,kız kardeşi için bir ağabey olduğu o yıllara geri döndüğünü hissetti.. Kazara ölen bir anne ile kardeşin, babasının küçük kızı için öfkelenip cinayet işleyerek bedenini Azkaban da çürümeye terk ettiğini bildiği bugüne değil, geçmişe dönmüştü Albus.

Mavi gözleri ıslak, hıçkırıklar içinde ‘’ö-özür dilerim’’ dedi.

Gülümseyen küçük Ariana’nın yüzüne bakamıyordu.
Kollarını açtı ve çocuksu bir ağlamayla tekrar etti. ‘’Özür di-dilerim..’’
Bedeni hıçkırıklarla sarsılırken, hala iyi bir ağabey olamadığı için küçük kızdan özür diliyordu yalvarırcasına.

Ariana Dumbledore, o tatlı gülümsemesini bozmadan ağabeyinin davet bekleyen kollarına atıldı koşarak.Sıkıca sarıldı ona.

‘’Özür dileme artık, seni çoktan affettim ben’’

Albus, beklemediği bu cılız sesi duyunca kahroldu. Kalbi Binbir parçaya ayrıldı sanki. Kendisine lanetler yağdırdı içinden.
Böylesine tatlı, bağışlayıcı bir varlığı nasıl görmezden gelebilmişti?

‘’Geç kaldığını düşünüyordun biliyorum, Aberfoth ile beni samimi gördüğün her defasında çok geç kaldığını düşünüyordun..’’

Kız geri çekilerek artık yaşlanmış ağabeyinin ak saçlarına, ıslak gözlerine baktı. Asla değişmemiş,değişmeyecek olan o mavi gözlere..

‘’Geç kalmamıştın’’ dedi ‘’ben hep bekledim seni.Belki bir gün benimle ilgilenirsin diye. Asla umudumu kesmedim senden Alb.Ne olursa olsun,sen benim ağabeyimdin..’’

Albus sarsıldı.

‘’A-arian-a  be-ben , affet ben-be-beni’’

Kardeşi hala gülümsemekteydi sükunetini bozmaksızın. Ağabeyinin yanağına dokundu küçük elleriyle.

‘’Ağlama..’’



Unutmuştu.. Yaklaşık Beş yüz yıldır duymadığı anne ve babasının sesini unutmuştu.
Fakat Ariana’nın o incik sesi, zihninde yer etmişti her zaman.

‘’Oğlum’’

Hala On yedi yaşındaki oğluyla konuşur gibi konuşuyordu kadın sesi.
Hogwarts’ın hayaletleri gibi gümüş parıltılar saçmıyordu bedeni.Sanki hala hayattaymış gibi capcanlıydı. Albus’un koluna dokundu..

‘’Senin harika işler başardığını biliyoruz. Baban ve ben, seninle gurur duyuyoruz Albus. Ve tabii kardeşinde..’’

Kadın, kocasına bakarak sözünü ona bıraktı.

‘’Evet, Albus Percival Wulfric Brian Dumbledore. Beni gerçekten gururlandırdığını bilmeni isterim.Fakat şimdi,şuan sorumlu olduğun görev önemli.Onu korumalısın oğlum.Harry Potter’ı korumalısın.Çoğunluğun iyiliği için..’’

Konuşmak istedi. Beş yüz yıldan fazladır bu yana, tek kelime edemediği babasına bir şeyler söylemek istedi, yapamadı.

‘’Bizimle çok vakit geçireceksin Albus, biliyorsun.Fakat şimdi bizim ruhlarımızın sana verebileceği en büyük destek bu kadarla sınırlı kalıyor ne yazık ki.
Asıl desteğin, aleyhine işleyen ‘zaman’ ın olduğunu çok iyi biliyorsun. Geçmiş’i unut,takma artık.. Şimdiye dönmelisin.Bizim geçmişten kalan seslerimizle oyalanma oğlum. Ölüm,her zaman yakındır.Yine buluşacağız..’’

Ve yüzük,avucundan kaydı Albus’un.

Bu,ailesiyle yaptığı son konuşmaydı..



Severus Snape,gördüklerine inanamıyordu. Ölmüş olan üç insanı getirebilen bir yüzük..
Birden, Lily Evens’ı karşısında dururken hayal etti ve bunun düşüncesiyle ürperdi..

Sakince içeri daldığında Albus,ciddi olarak ağlıyordu yine. Yüzük önündeydi..
Severus Snape,yaşlı adamın omuzlarını tutarak sakinleştirmeye çalıştı.Yüzük,ikisinin arasında duryordu alınmayı bekler gibi. İksir ustası,bu muhteşem nesneyi görmezden gelemedi.
Dumbledore sakinleştiğinde,avucuna aldı usulca.

Sana istediğin kişiyi getirebilirim…

Yüzük,ona fısıldamıştı sanki.Avucunda sıkarak,oval odadan koşarcasına çıktı.

‘’Severus Snape,bırak onu!’’



Nefes nefeseydi koşmaktan.Etrafına bakındığında ayaklarının onu, yıllar önce Lily’le göl’ün kenarında buluştuğu ulu ağacın altına getirdiğini fark etti genç adam.
Yüzükle O’nu nasıl çağıracağını bilmiyordu ama Ozan Beedle’ın hikayelerini hatırlamakta zorlanmadı.

Sonunda kalbi gümlerken,gözlerini sıkıca yumdu. Lily Evans, sevdiği kadın birazdan karşısında olacaktı..

Kendisine nefretle baktığını tahmin edebiliyordu kapalı gözleri ardında vızır vızır çalışan zihni. Kadın,ona nefretle hatta tiksintiyle bakıyordu.
Geceden daha siyah olan gözler,o nefret bakışlarıyla karşılaşacağını bile bile Lily’nin yüzüne bakmaya cesaret etti.

Yıldızların ışığında parıldayan yeşil gözler,düşündüğü gibi bakmıyordu oysa..
Dudaklarında acı bir gülümseyiş ve hüzün vardı yüzünde.
Adım adım yaklaşırken,genç adam patırtıyla kendini bıraktı çimenlere.

O’nun karşısında her zaman zayıf bir Severus olmuştu hep. Tıpkı,saatlerdir önünde ağladığı kelid aynasındaki gibi..
Ayna’nın önünde nasıl çıldırmadığına şaşırmıştı o zamanlar.Yaptığı tek çılgınlık,kendi kendisini defalarca işkenceye maruz bırakmak olmuştu. Ama bu acı, Severus’un yüreğindeki gerçek acıyı silememişti hiçbir zaman.


‘’Lil.. B-ben hiç istemedim,öy-le olsun istemedim l-lil..’’

Üzerinde,öldüğü geceki kıyafetler duruyordu Lily’nin.Gözleri gibi yeşil bir kazak,eskimeye yakın mavi bir kot pantolon.Asla bir büyücü gibi giyinmezdi mecbur kalmadıkça.Sanırım bu, Muggle olmanın verdiği bir gururdandı.
Severus ayaklarına kapandı hızla. Affedilmeyi beklemiyordu,sadece sarsılarak ağlıyor ve her defasında daha da şiddetle yapışıyordu Lil’e.

‘’Severus Snape..artık seni suçlayamam.Çünkü bunun hiçbir faydası yok artık..’’

Ağlamayı keserek,Lily’e baktı. Neden? Neden suçlamıyordu ki? O’nun ölümüne sebep olmamış mıydı? Niye kızmıyordu sahiden?

‘’Sana kızdım’’ dedi merak dolu siyah gözlere. Lily,Severus’a aynı hizadan hitap edebilmek için çimenlere diz çöktü. ‘’Hemde çok..Beni ve kocamı,şuanda koruyup yanında olmamız,onu sevmemiz gereken bir oğuldan yoksun bıraktın.’’

Severus bir şeyler söylemek istedi ama bunu yapamıyordu.Ne diyebilirdi ki? Haklıydı..
O,bu korkunç gerçeği yıllardır biliyordu zaten..

‘’ Dumbledore’un ikimize dediği sözü hatırlıyorsun değil mi? ‘Herkes ikinci bir şansı hak eder.’ Seni bağışlıyorum Severus..
Harry’i hayatın pahasına koruduğun için..’’

‘’Hayır,sakın bunun için beni affetme.. Seni öldürdüm ben,her şey benim yüzümden oldu. Çocuğu korumayı bir borç bildim ben. Beni sakın bunun için affetme..’’

‘’Öyleyse sana teşekkür etmeme izin ver’’

Kadın,yaklaştı ve Severus’un alnını usulca öptü.

Bunu hak etmediğini biliyordu Severus Snape..
O’nun tarafından öpülmeyi,bağışlanmayı hak etmediğini biliyordu.
Yanaklarını kavrayan kadın’ın bileklerini tuttu yavaşça. O’nun gözlerine bakmak istiyordu doyasıya.Sonsuza dek böyle yaşamazdı Lily’le. Veda vaktinin geldiğini biliyordu.
Bir şeyler söylemek istedi.Yüzünü buruşturdu,bunu söylemek için muazzam bir çaba harcar gibiydi.

‘’Hatırlıyor musun? Burası okuldaki ilk buluşma yerimizdi..’’
‘’Evet’’ Lily gülümsüyordu. Severus Snape, tam altında durdukları ulu ağacın gövdesine kendi isimlerinin baş harflerini yazmıştı ilk asasıyla.

Lily Potter,yavaşça sarıldı ona.Bedeni,ay ışığında tuz tanecikleri gibi rüzgara karışıyordu artık. Severus,kadın’ın yüzü kaybolmadan önce son bir kez daha gözlerine baktı.

‘’Seni seviyorum Lil..’’

ve genç adamın gözleri kararırken boylu boyunca uzandı çimenlere.Yanında,parmaklarının ucuna değmeğe milim kalmış Lanetli Yüzük duruyordu.


9/12/2008 | Kategori: Fanficler | Yorum (yok) | Yorum Yaz | Kalıcı Bağlantı