J.K.Rowling Ölüm Yadigarlarında bilmediklerinizi yanıtlıyor!
Cornersoul: Peki tüm o ruh emicilere ne olacak? Nereye gidecekler? Yok mu olacaklar; eğer öyleyse nasıl?
J.K.Rowling: Ruh emicileri yok edemezsin, onların çoğalabileceği umutsuzluk anlarını azaltıp, sayılarını sınırlayabilsen de... Ama daha önce de dediğim gibi, Bakanlık artık onları düşmanlarına karşı kullanmıyor.
Micheal: Fawkes neden Harry'ye yardım etmek için gelmedi? Harry, Dumbledore'a oldukça sadık olduğu için, Fawkes'un Harry'nin yeni hayvanı olacağını düşünmüştüm ben hep.
J.K.Rowling: Dumbledore öldüğü zaman, birşeylerin okulu terketmesi gerekiyordu ve ben de bunun Fawkes olmasına karar verdim. Dumbledore, büyük, yeri doldurulamaz bir insandı ve Fawkes'ın gidişi bunu temsil ediyordu.
Roseweasley: Colin Creavey Muggle doğumlu olduğu halde neden hala bir öğrenciydi? Kilit altına alınıp, sorguya çekilmesi ve okula gitmemesi gerekmiyor muydu?
J.K.Rowling: Colin öğrenci değildi. Dumbledore'un Ordusuyla, Fred, George ve diğerleriyle geri döndü. McGonagall ona gitmesini söylediğinde, geride kalmamalıydı ama kaldı.
Delailah: Dumbledore, çatal ağzını nasıl anlayabiliyor?
J.K.Rowling: Aynı zamanda Eciş Bücüşçe'yi, deniz dilini ve çatalağzını da anlayabiliyor. Bu adam harika!
Jessie: Lockhart iyileşebilecek mi?
J.K.Rowling: Hayır. İyileşmesini de istemem. O , olduğu yerde mutlu, ben de onsuz mutluyum!
Annie: Büyü dünyası Snape'in Dumbledore'un adamı olduğunu biliyor mu yoksa hâlâ onun hayin olduğunu mu düşünüyorlar?
J.K.Rowling: Harry kesinlikle Snape'in kahramanlığının bilinmesini sağlayacaktır. Tabii ki bu Rita Skeeter'ı "Snape: Alçak mı Aziz mi?" tarzında yazılar yazmaktan alıkoymayacak.
Vio91: Küçük Lupin de bir kurt adam mı?
J.K.Rowling: Hayır, o annesi gibi bir Metamorfmagus.
Nippy23: Seri boyunca, Dumbledore'un Kelid Aynası'nda çorapları gördüğünü iddia etmesi gibi ya da Dobby'nin çorap sevgisi gibi, çok fazla çoraplarla ilgili şey okuduk. Tüm bunların arkasındaki neden neydi?
J.K.Rowling: Derin ya da önemli bir şey değil. Sadece komedi malzemesi.
Lady Bella: Voldemort, hortkuluklarını yapmak için kimleri öldürdü?
J.K.Rowling: Günce için Mızmız Myrtle’ı, Hufflepuff kupası için Hepzibah Smith’i, madalyon için Muggle bir gezgini, Nagini için Bertha Jorkins’i (Voldemort basit bir vücudu ele geçirdiğinde asa kullanabiliyordu, tabii kurbanını kontrolü altına aldığı sürece), Ravenclaw’un tacı için Arnavut bir köylüyü ve yüzük için de babasını öldürdü.
Sanpotterish: Dumbledore neden Ron'un kendi Püfür'ünü saklamasını istedi?
JK Rowling:Çünkü onun diğerlerinden biraz daha fazla yön gösterilmeye ihtiyacı olduğunu biliyordu.
Dumbledore, Ron'un üçlüdeki önemini anladı. Belki Ron en yeteneklileri ya da en zekileri değildi; ancak onları bir arada tutan Ron'du. Ron'un mizah anlayışı ve iyi kalpliliği çok önemli bir yere sahip.
Carol: Ruh Emici'lerin ruh var mı?
JK Rowling: Hayır, onları korkunç yapan şey de bu zaten!
Jess Mac: Melez Prens'te Hermione'nin Amortentia iksirinde kokusunu aldığı 3. şey neydi? (Kokuların Ron'la ilgili olduğunu düşünürsek)
JK Rowling: Sanırım 3. koku Ron'un saçının kokusuydu. Herkesin kendine has bir saç kokusu vardır ya zaten.
Natalie: Hogwarts'taki binaların fikir ayrılıkları Harry'nin çocuklarının döneminde de hâlâ devam ediyor mu?
JK Rowling: Slytherin'in safkanları eğitme konusundaki tutumu biraz duruldu. Ama yine de Slytherin'in karanlık ünü devam ediyor, Albus Potter'ın da korktuğu gibi...
Nithya: Lily, Mulciber ve Avery'den iğreniyordu. Madem Snape Lily'i gerçekten seviyordu, neden Mulciber ve diğerleriyle olan ilişkisini Lily'nin hatırı için kesmedi?
JK Rowling: Snape'in faciası da bu oldu zaten. Eğer zamanda geri dönebilseydi asla bir Ölüm Yiyen olmazdı; ama birçok savunmasız insan gibi (mesela Kılkuyruk) o da büyük, güçlü ve etkileyici bir şeyin parçası olmak için yanıp tutuşuyordu. Snape hem Lily'i hem de Mulciber'ı istedi. Lily'nin bu konudaki nefretini asla anlayamadı; karanlık tarafa öylesine bağlıydı ki eğer bir Ölüm Yiyen olursa Lily'nin kendisininden etkilenebileceğini düşündü.
Alborz: "Ölümün Efendisi" olmak ne anlama geliyor?
JK Rowling: Dumbledore'un da açıkladığı gibi; Ölümün Efendisi olmak, ölmesi gerektiğini kabul etmek ve yaşamda ölümden çok daha kötü şeyler olduğunu anlayabilmektir. Bunun ölümsüz olmaya çalışmakla bir ilgisi yok; tam aksine, ölümlü olduğunu kabul etmek demek bu.
Barbara: Harry'nin Crucio'yu kullanıp bundan zevk aldığını görünce büyük hayal kırıklığına uğradım. Eskiden bu tür büyüleri yapamaması onun için bir avantajdı bence, peki neden böyle değişti? Ve Harry daha sonra bu tür bir acıya sebep olmaktan pişmanlık duydu mu?
JK Rowling: Harry bir aziz değil, hiçbir zaman da olmadı. Snape gibi, o da bir ölümlü ve hataları var. Harry'nin en önemli kusuru öfkesi ve zaman zaman ortaya çıkan kibirliliği. Böyle zamanlarda Harry çok öfkeli oluyor buna göre davranıyor. Ayrıca olağanüstü durumlarda, şiddet dolu ve ölümcül bir rakipten birilerin koruma konusunda böyle davranması onun çok işine yarıyor.
Courtney: Eğer Harry Çapulcu Haritası'nı bir çocuğuna verdiyse hangisine verdi?
JK Rowling: Sanırım haritayı çocuklarından birine vermedi ancak James bir gün onu babasının masasından yürüttü.
Karin: Dursley'lerin ayrıldığı yerde Petunia Harry'e ne söylemek istedi?
JK Rowling: Sanırım bir anlığına Harry'e iyi şanslar dilemenin eşiğine geldi; çünkü artık Harry'nin dünyasına duyduğu nefretin kıskançlıktan başka bir şey olmadığını kabul etmişti. Ama bunu yapamadı, bunca yıl 'normal' davranmaya çalışmak onu çok zorlamış olmalı.
Leaky Cauldron: Lütfen kitaplar hakkında size sorulmasını en çok istediğiniz soruyu söyleyebilir misiniz?
JK Rowling: Ooo, bu zor bir soru. Kabul etmeliyim ki, neden hiç kimsenin Dumbledore'un asasının nelerden yapıldığını sormamasına şaşırdım! Ve bunu zaten söyleyemezdim; "Hangi sorunun sorulmasını isterdiniz?..." sorusuna cevap olarak bile söyleyemezdim bunu. Çünkü eğer söyleseydim, bunun 7. kitaptaki hangi asa olduğuna işaret göstermiş olurdum!
Nora: Muriel Teyze'nin tacının bir önemi var mı?
JK Rowling: Hayır, üzgünüm... Tacın tek önemi, Muriel'in nasıl yaşlı bir yarasaya benzediğini kafalarınızda canlandırmanızı sağlamasıydı!
Nigel: Harry artık bir Hortkuluk olmadığına göre, yılanlarla konuşamıyor mu?
JK Rowling: Evet, bu yeteneğini kaybetti, ve bundan çok memnun.
Nikki: Sirius'un iki yönlü aynası nasıl Aberforth'un eline geçti ya da Aberforth'taki başka bir iki yönlü ayna mıydı?
JK Rowling: Aberforth'un Mundungus'la Hogsmeade'de buluştuğunu görmüştünüz. İşte orada Mundungus, Grimmauld Meydanı 12 Numara'dan aldığı Sirius'un aynasını Aberforth'a satıyordu.
Tierney Roth: Moody'nin sihirli bir gözü, Kılkuyruk'un sihirli bir eli var. Peki George'un takma kulak kullanması olası değil mi?
JK Rowling: Evet, sahte bir kulak kullanabilir. (Ben George'un kafasındaki o delikle daha güzel olduğunu düşünmeye başladım!)
Lucy: Dumbledore'un Böcürt'ü ne?
JK Rowling: Kızkardeşinin cesedi.
Pablo: Kurbağa suratlı Umbridge şu an ne yapıyor?
JK Rowling: Senin de onu benim kadar sevdiğimi gördüğüme sevindim! Rowling:Muggle doğumlular bazen soyağaçlarında bir cadı veya büyücüye sahip olabiliyorlar. Bazı durumlarda çok, çok fazla kuşak geride. Beklenmedik yerlerde genler yeniden ortaya çıkabiliyor.
Maggie: Rita Skeeter hala muhabirlik yapıyor mu?
JK Rowling: Elbette, onu ne durdurabilir ki? Rita'nın Harry Voldemort'u yener yenmez hemen onun bir biyografisini karaladığını hayal ediyorum. 1/4 doğruya karşı 3/4 saçmalık
Maggie Keir: Hermione ailesini bulup hafızalarındaki hasarı düzeltebildi mi?
JK Rowling: Evet onları doğruca eve götürdü.
Lola Victorpujebat: Minevra Albus'a aşık mıydı?
JK Rowling: Hayır ! Kitaptaki herkes birilerine aşık değildi..
Rachel Nell: Jkr, bu kadar harika kitaplar için teşekkürler! Nasıl olurda hiç kimsenin Snape ve Lily'nin okuldayken arkadaş olduklarını biliyor gibi gözükmediğini öğrenmek isterdim. Belli ki sohbet ve başka şeyler için buluşuyorlardı. James onların geçmişini bilmiyor muydu?
JK Rowling:Teşekkür için teşekkür ederim !
JK Rowling:Evet onların arkadaş oldukları biliniyordu ve sonra da arkadaşlıklarını bitirdiler. Bundan daha fazlası geniş çaplı olarak bilinmeyecekti.
JK Rowling:James her zaman Snape'in Lily'ye karşı daha derin duygular beslediğinden şüpheleniyordu ve bu da James'in Snae'e karşı olan davranışını etkileyen bir faktördü.
Abbey: Chuddley Cannons bir gün Quidditch kupasını kazanabilecek mi?
JK Rowling: Tanrı onları kutsasın, belki.. Ama bütün takımı değiştirmeleri ve bir çok kazan Felix Felicitas'ı devirmeleri gerekiyor.
Haylethaha: Regulus neden fikrini değiştirdi?
JK Rowling: Bir ölümyiyen olarak yaşamanın gerçeklerine hazır değildi onu asıl döndüren de Voldemortu'un Kreacher'ı öldürmeye teşebbüs etmesiydi.
Stephual: Scorpius da babası kadar yalnış yola saptırılmış mıydı yoksa Dracı oğlunu daha mı iyi yetiştirmişti?
JK Rowling: Scorpius'un başına çok şey geldi yine de sanırım Scorpius şanssızlığı kanıtlanmış babasının üzerinde önemli bir etki yaratacak. (Geçen soru cevap gözüktükten sonra gönderildi)
JK Rowling: Üzgünüm teknik hata.. Soruyu görmeden cevapladım !
Kehanet konusunda gerçekten iyiye gidiyorum.
Lona: Voldemort öldükten sonra Draco ve Harry düşmanlıklarını kaybettiler mi?
JK Rowling: Tam olarak değil. Ama Harry Draco'un ölüm yiyen olmaktan nefret ettiğini ve aslında Dumbledore'u öldürmeyeceğini bildiği için bir çeşir uzlaşma oldu ve benzer şekilde Draco Harry'ye hayatını kurtardığı için minnettarlık duyuyordu.
JK Rowling: Ama gerçek bir arkadaşlık fikri düşüncelerin dışında olmalı, son savaştan evvel çok şey yaşandı.
Hannah: Snape neden bu kadar bakımsız?
JK Rowling: Hımm.. Güzel soru. Zayıf görüş açısı olabilir mi? Aynaya bakıp olduğu gibi ne kadar muhteşem göründüğüne hiç inandı mı?
Bence diğer değerleri kendinde toplamış olması daha muhtemel.
J.K.Rowling:Bence hayır. Atadamlar Hogwarts savaşçılarının yardımına koştuklarında bir atadamın ayağıyla toprağa sıkıştırıldığını hayal ediyorum ve ondan sonra gömüldüğünü.
Adwait313: Hogwarts'ta KSKS öğretimi üzerindeki uğursuzluk kalktı mı?
J.K.Rowling: Evet, sonunda! Aklıma gelmişken, Quirrell'la ilgili sorulan bu soruya gelince.
J.K.Rowling: Bir yıldan fazla bir süredir Hogwarts'ta öğretmenlik yapıyordu, ama KSKS öğretmeni olarak değil. Önceden Muggle Bilimleri profesörüydü. Emily: Aberforth'a ne oldu?
J.K.Rowling: Hala orada, Domuz Kafası'nda.
Lee: Bir Nimbus 2000 satın aldım, berbat bir sola dönüş yeteneği var tek yapabildiğim(bir hipogrif tarafından kırılmış bir asayı kullanmadan) onararak orijinal uçuş durumuna getirmek.
J.K.Rowling: Hmm, Arkie Alderton'un tamirci dükkanına gitmeni öneririm. . Bir süpürgeyi asla evde tamir etmeyi deneme sonucu çok kötü olabilir.
Abjop Potter: Narcissa Malfoy gerçekten bir Ölüm Yiyen mi?
J.K.Rowling: Hayır, onun asla Karanlık İşaret'i olmadı ve asla tam bir üye olmadı.Buna rağmen, onun görünümü Voldemort oğlunun ölümünü planlayana kadar kocası gibiydi.
Emzzy: Mr Weasley, hiç sirius'un motorsikletini tamir etmeyi denedi mi?
J.K.Rowling: Tabii ki, ve motosikleti sonunda Harry'nin oldu.
Lulu: Dumbledore'un Ron'a Harry ve Hermione'nin düşündüğünden daha yakın olduğunu düşünüyor musunuz?
J.K.Rowling: Evet. Harry'nin Ron'u tanımı, ve Ron'a öğretmenlik yapan profesörlerin açıklamalarıyla Dumbledore Ron'un kendi düşündüğünden daha iyi olduğunu anladı ve onu sevdi de.
Chelatina: Firenze sürüde hoş karşılandı mı?
J.K.Rowling: Evet, sürünün geri kalanı Firenze'nin insanca eğilimlerinin utanç verici olmadığının, gurur verici olduğunun doğruluğunu kabul etmek zorunda kaldılar.
Kristy: Deathly Hallows'ta en sevdiğiniz bölüm neydi:
J.K.Rowling: 34.Bölüm. The Forest Again. Chely: James'in patronusu bir çatalboynuzlu geyik ve Lily'ninki bir doe, bu bir tesadüf mü?
J.K.Rowling: Hayır, Patronus birinin hayatının veya bir aşkın modelini almak için sıklıkla nitelik değiştirir(Çünkü patronus üreten mutlu düşünce olması için sıklıkla olur.)
Jon: Voldemort ölümden korktuğundan bu yana, Hortkuluklarla mümkün olmayacağını düşünerek hiç hayalet olmayı seçti mi?
J.K.Rowling: Hayır, o bir hayalet değil. King's Cross'ta tanık olduğumuz kısa boylu halinde var olmaya zorlandı.
Angela Morrissey: Yedi hortkuluk mu var Dumbledore'un Harry'ye söylediği gibi altı hortkuluk mu var, bu Voldemort'un yedi değil sekiz parçadan oluşan bir ruha sahip olduğunu mu gösteriyor?
J.K.Rowling: Evet, Voldemort yanlışlıkla ruhunu sekiz parçaya böldü, yedi değil.
Laura Trego: Hermione anne ve babasına gerçekten bir hafıza büyüsü yaptı mı? Yaptığını söylüyor ama elli sayfa sonra Ron'a hiç hafıza büyüsü yapmadığını söylüyor.
J.K.Rowling: Onlar iki farklı büyü. Anne ve babasının hafızalarını silmedi,( Dolohov ve Rowle'a yaptığı gibi) onları kendilerini farklı insanlar sanmalarını sağlayacak şekilde büyüledi.
Maura: Voldemort neden tıpkı 6. kitapta yaptığı gibi Harry'ye Zihnefend uygulamıyor?
J.K.Rowling: Kontrolünü kaybediyor, ve Harry'nin onun zihnini görmesini önleyemiyor. Aralarındaki bağlantı Harry'nin bir Hortkuluk olduğunu bilmeyen Voldemort tarafından tamamen anlaşılıyor.
Gandalfxj9: Krum aşkı buldu mu?
J.K.Rowling: Tabii ki, yine de anavatanı Bulgaristan'a geri dönmek zorundaydı. Twinkletoes: Neden Hedwig'in ölümünün gerekli olduğunu düşündünüz?
J.K.Rowling: Hedwig'in ölümü, masumiyetin ve güvenliğin kaybını simgeliyordu. Harry'ye karşı hemen hemen şirin bir oyuncak gibiydi. Voldemort'un onu öldürmesi, çocukluğun sonuna işaretti. Üzgünüm... Ölümün BİR ÇOK kişiyi üzeceğini biliyorum.
Lecanard: Harry ve arkadaşlarını çikolatalı kurbağa kartlarında görecek miyiz?
J.K.Rowling: Kesinlikle, ve Ron bunu en güzel anı olarak tanımlayacak.
Mike: Bir Hortkuluk yaratmak için gerekli sihirli sözler neler?
J.K.Rowling: Sana söylemem mümkün değil. Bazı şeylerin söylenmemiş kalması daha iyi.
Samantha: Snape tam bir patronus yaratabilen tek ölüm yiyen mi?
J.K.Rowling: Evet, çünkü bir Patronus genel olarak ölüm yiyenlerin kendi yaptıkları şeylere karşı kullanılır veya yanında savaşmak için. Onların Patronus'a ihtiyacı yoktur.
Jess: Nagini Harry ve Hermione görünmezlik pelerinin altındaysa onları nasıl görebildi?
J.K.Rowling: Yılanların duyuları insanlarınkinden çok farklıdır. Onlar bizim saptayamadığımız ısı veya hareketleri saptayabilirler.
Chucky: Kitap adı için 'Deathly Hallows'dan farklı bir alternatifiniz var mıydı?
J.K.Rowling: İki seçenekten biri; Yaşlı Asa idi. (daha sonra bölüm başlığı olarak kullandım) ve diğeri Peverell'in Görevi/Araştırması idi. Fakat daha sonra bundan hemen vazgeçtim çünkü "Görev" kelimesinin modası geçti.
Iglooane: Patronus'unuz ne olurdu?
JK Rowling: Hermione'ninki gibi bir su samuru olsun isterdim; ama içimden bir ses de büyük bir köpek olabileceğini söylüyor.
The Stoic Cycle: Voldemort neden Gaunt yüzüğünün bir hallow olduğunun farkında değil, onu taktığı halde?
JK Rowling: Yüzüğü takmak taşın çalışmasını sağlamaz. Taş eskiden yüzüğün üstünde değildi ve onu kullanmak için elinizin içinde 3 kez çevirmeniz gerekiyor.
Finchburg: Voldemort'un ölümünden sonra Ölüm Yiyen'lerin kollarındaki Karanlık İşaret'ler kayboldu mu yoksa öylece duruyor mu? Cevapladığınız için teşekkürler!
JK Rowling: Sorunu cevaplamak benim için bir zevk, Finchburg! Karanlık İşaret'ler yara izine dönüştü, Harry'nin alnındakinden pek de farklı olmayan bir yara izine.Yine Harry'ninki gibi, bu yara izleri de artık yanmıyor ya da acı vermiyor.
Katie Mosher: Dırdırcı bugünlerde ne yapıyor?
JK Rowling: Gerçekten iyi durumda. Eski aşırı delilik haline geri döndü ve maksatsız mizahı için takdir ediliyor.
Camille: Sevgili Bayan Rowling, hazır buradayken beni birçok kez güldürüp ağlattığınız (Evet çok ağladım! Özellikle Sirius için!) için teşekkür ederim! Kitapları 11 yaşındayken okumaya başladım ve şimdi 20 yaşındayım, bu çok uzun bir zaman. Harry'nin ve sizin sihriniz sonsuza dek benimle olur umarım! Teşekkürler!
JK Rowling: Çok teşekkürler, Camille, ve Sirius için üzgünüm. Bu adamın da ne kadar çok hayranı var. Çoğu da kız.
Nicofr: Winky hala çok Kaymakbirası içiyor mu?
JK Rowling: Hayır, artık biraz daha iyi.
Isabel: Bellatrix kocasını hiç sevdi mi? Yoksa sadece Voldemort'u mu sevdi?
JK Rowling: Safkan biriyle evlendi, çünkü ondan istenen buydu. Ancak gerçekten sevdiği kişi Voldemort'tu.
Jenny: Snape Patronus'unu nasıl Yoldaşlık'ın geri kalanından saklamayı başarabildi?
JK Rowling: Onlarla iletişim kurmak için konuşan Patronus kullanmamak konusunda dikkatliydi. Bir casus olan Snape için bu çok da zor olmadı, herhangi birine Patronus göndermesi gerçekte kime bağlı olduğunu ortaya çıkarabilirdi.
Darchey: Voldemort hiç aşık oldu mu?
J.K.Rowling: Hayır, o sadece gücü ve kendisini sevdi. Kendi güçlerini ilerletmek için kullanabileceği insanlara değer verdi.
Leo: Asanızın neden yapılmasını isterdiniz?
J.K.Rowling: Harry'nin asasından isterdim -çoban püsküllü ve anka tüylü.
Brian: D.O. bozuk paraları saklamaya devam ettiler mi?
J.K.Rowling: Doğal olarak. Onlar daha çok onur madalyası gibi birşeydi -sahibine, Voldemort'a karşı olan savaşın başından beri tam kalbinde olduğunu hatırlatan kanıtlardı! Neville'in kendi parasını öğrencilerine göstermesini isterdim.
Tracie: Artık kitaplar hakkında herhangi bir sır tutmaya gerek olmadan, rahatça konuşabilmekten mutlu musunuz?
J.K.Rowling: Oldukça! Sonunda bunu yapabilmek süper bir his! Uzun zamandır bunu bekliyordum!
Lou: Evin üzerinde koruma amaçlı sihirler olduğunu düşürsek Snape, nasıl Grimmauld Place'e girebildi?
J.K.Rowling: Snape, eve, Dumbledore öldükten hemen sonra, Moody evi sihirlemeden hemen önce girdi.
Koen Van Der Voort: Harry'nin alnındaki yara izi neden şimşek şeklinde?
J.K.Rowling: Dürüst olmak gerekirse, "cool" bir şekil olduğunu düşünüyorum. Kahramanımın alnında lokma tatlısı şeklinde bir iz olmasını istemezdim doğrusu.
Louie: Marietta'nın suratındaki sivilceler hiç kaybolmadı mı?
J.K.Rowling: Sonunda kayboldu, tabii bir kaç yara izi bıraktı. Hainlerden nefret ederim!
Katie B: Harry ölünce gittiği yer neden King Cross'tu?
J.K.Rowling: Birçok sebebi var. İsim gayet iyi, iki dünya arasında geçiş vazifesi gören bir kapı ve Harry için de iki dünya arasındaki kapıyı temsil ediyor. (Unutmayın ki, gördüğümüz şey Harry'nin hayali.)
J.K.Rowling: Sanırım sonuna geldik. 120,000'den fazla soru soruldu! Ne söyleyebilirim ki? Herkese bana ve Harry'ye zaman ayırdığı için teşekkürler. Bu yolculuğu muhteşem bir hale getirdiniz!
Bu soruyu sevdim,bir soru alacağım.
Tess: Dumbledore'un cenazesinde hangi Muggle şarkısının çalmasını isterdiniz?
J.K.Rowling: Elbette ki Frank Sinatra'dan "I did my way."
Her soruya cevap veremediğimin farkındayım, website'mi takip edin, orada daha fazla soruya yanıt vermeye çalışacağım. Herkese teşekkür ederim. Mükemmel zaman geçirdim ve hâlâ bir sürü soruyla kuşatılmış haldeyim. Uzaklardan gelen "benim sorumu cevaplamadın!" çığlıklarını duyar gibiyim) İşte bu kadar... Buharlaşıyorum, hoşça kalın!
7/1/2009 | Kategori: Sanat_ilarla Roportaj | Yorum (1) | Yorum Yaz | Kalıcı Bağlantı
Burak Sağyaşar'la Röportaj - ''Yakışıklısın dedikle

“Küçük Kadınlar” dizisiyle büyük bir hayran kitlesi edinen Burak Sağyaşar, hakkında merak edilenler anlattı. Mütevazı oyuncu, iltifatlar karşısında çok utanıyormuş.
Oyunculuğa nasıl başladın?
10 yaşından beri bu mesleği yapmayı istiyordum. Fransız okulunda okurken bir çok tiyatro festivalleri ve amatör tiyatro grupları kurdular. Turnelere katıldık. Oradaki oyuncu koçlarından dersler aldık. 16 yaşındayken liseler arası tiyatro festivalinde ‘En İyi Erkek Oyuncu’ ödülünü aldım. Ödül almam beni biraz daha yüreklendirdi. İstanbul’a yerleştikten sonra da Gaye Sökmen Ajans’a gittim. Molped ve Ülker Rocco reklamlarında ve “Yemin” adlı dizide oynadım. Şu an da “Küçük Kadınlar”da devam ediyorum.
Neden üniversitede oyunculuk üzerine bir eğitim almayı tercih etmedin?
Konservatuvar sınavlarına hazırlanmıştım. Hatta tekstlerime kadar her şey hazırdı. Ama son dakikada Galatasaray Üniversitesi’ne karar verdim ve sosyoloji bölümüne girdim.
Oyunculuk üzerine bir eğitim almayı düşünüyor musun?
Kamera oyunculuğu aldım. Ama; “Tam olarak piştim” diyemem. Oyuncu koçum Uğur Demirpehlivan’dan hala dersler alırım.
Annenin yapımcı olması senin diğer oyuncu adaylarından 1-0 önde başlamanı sağlıyor. Peki hiç diğerlerine haksızlık olabileceğini düşündün mü?
Ailede film dünyasından biri varsa bir şekilde insanı içine alıyor. Ben doğduğum zaman zaten annem yönetmenlik yapıyordu. 3 yaşından beri setlerde büyüdüm diyebilirim. Bu yüzden belki de etkilenmişimdir. Fakat bazı zamanlarda insanların anne babalarının bu sektörde olması çok da iyi olmuyor. 1-0 önde miyim onu bilmiyorum. Ama annem ilk zamanlar çok karşı çıktı. Bu mesleği yapmamam gerektiğini söyledi. Fakat ben çok istiyordum. Ben çok çabuk fikir değiştiren bir insan olduğum için bana yardım etmeyeceğini söyledi. Ben de annemden habersiz Gaye Sökmen Ajans’a gittim ve anlaşma yaptım. Reklamlarda da oynadıktan sonra bu işi gerçekten sevdiğimi anladım. Oyunculuk gerçekten disiplin isteyen bir iş. Sabahın erken saatlerinde kalkmak, dinç olmak, setlerde belki de 24 saat çalışmak, sevmediğiniz zaman yapamayacağınız bir şey. “Yemin” dizisini Fox TV’ye annem yaptı. Bana o dizide ufak bir rol vereceğini, altından kalkıp kalkamayacağımı, işimde ne kadar disiplinli olabileceğime bakmak istediğini söyledi. Ben de set saatlerime uydum, hiçbir zaman olumsuz bir şey çıkarmadım ve sonunda anneme ne kadar istekli olduğumu ispat edebildim. Daha sonra ajansımdan “Küçük Kadınlar” dizisi için teklif geldi. Annemin yapımcı olmasının avantajı ise bu piyasadaki çoğu kişiyi tanıyor olmam. Dezavantajı da; ne yaparsam yapayım insanların çoğu zaman benim torpilli olduğumu düşünmeleri. Ama “Küçük Kadınlar”a kendi çabamla girdim. Zaten iyi oynamasam beni sette tutmazlar.
Kendini yetenekli olarak görüyor musun?
Ben hiçbir zaman; “Çok yetenekliyim, çok iyiyim” diye bir şey söylemedim. Ama severek yaptığım için galiba o da yüzüme yansıyor.
“Küçük Kadınlar” dizisiyle bir anda genç kızların idolu oldun. Bu durum hoşuna gidiyor mu?
İlk zamanlarda bunları kuzenlerim takip ediyordu. Ben de sonradan internetten takip edince bir kitle oluşmaya başladığını gördüm. Bu kadar kısa sürede izleyenlerimin, sevenlerimin olması çok güzel bir şey.
İlerleyen zamanlarda da böyle devam etmesini ister misin?
“Sadece kızlar ya da erkekler olsun, bütün kızlar beni beğensin” diye bir arzum yok. Ama tabiî ki de bundan sonraki projelerimde de beni desteklemelerini isterim. Bir nevi onlar bizi duyuruyor.
Kendini yakışıklı mı buluyorsun, yoksa sevimli mi?
Böyle şeyler sorulduğunda çok utanıyorum. Ben aynanın karşısına geçip; “Yakışıklıyım ya da sevimliyim” gibi laflar söylemem. Ama sevimli olduğumu söylüyorlar.
Önümüzdeki zamanlarda dahil olmak istediğin bir proje var mı?
Sinema filminde oynamayı çok istiyorum. İnsanlara katkıda bulunabileceğim projelerde yer almak istiyorum. Bunun yanı sıra dizi, sunuculuk gibi işler de yapabilirim.
Canlandırdığın Utku karakteriyle Burak’ın ortak yönleri var mı?
İnsanları sevmesi ve mütevazılığı olabilir. Utku’yla o konuda aynıyız. Gençliğimi belki onun gibi yaşamadım. Ama onunla benzer yönlerimiz var. Ben o enerjimi ve sevimli hallerimi Utku’da çok iyi gösterebiliyorum.
Akrep burcusun. Akrep burcu olan kişiler genelde kinci olurlar. Sen de kin besler misin?
Kin duyar mıyım bilmiyorum. Ama asla yapılanı unutmuyorum. Karşımdaki kişiye içimde kin beslemem. Ama o kişinin bana yaptığı bir kötülüğü de asla unutmam.
Okul yıllarında nasıl bir öğrenciydin?
Çok haylazdım. Öğretmenlerin gözünde kötü bir öğrenciydim. Hiperaktif, bir sürü olay çıkarabilecek, zar zor sınıflarını geçen biriydim. O yıllara dönmek istemem.
Bir spor dalıyla uğraştın mı?
Küçüklüğümde tenis lisansım vardı. Basketbol oynadım, voleybol oynadım, yüzdüm, yazları okulla birlikte deniz sporları yaptım. Ama aralarında en çok sevdiğim spor dalı voleyboldu.
İlk aşkın ne zaman oldu?
13-14 yaşlarında oldu. Çok kapıldım ve çok dilim yandı.
Şu an hayatında birisi var mı?
Yok.
Hayranlarından gelen tepkiler nasıl?
Çok kibarca, nazikçe beğendiğini söyleyenler de, hayal gücü çok gelişmiş insanlar da var. Hepsini okuyorum. Hiç birini es geçmiyorum.
Kısa kısa Burak...
• 29 Ekim 1987 Adana doğumluyum.
• Ailemin tek çocuğuyum.
• 3 yaşında Ankara’dayken Fransız okulu Lycée Charles De Gaulle'de kreşe başladım. Sırasıyla ilkokul, ortaokul ve liseyi orada okudum.
• İstanbul’a taşındığımızda lise sonu Lycée Français Pierre Loti'de bitirdim. Şu an da Galatasaray Üniversitesi Sosyoloji Bölümü’nde okuyorum.
9/12/2008 | Kategori: Sanat_ilarla Roportaj | Yorum (1) | Yorum Yaz | Kalıcı Bağlantı
Emre Aydınla Röportaj - ''Soğuk Değilim''

“Afilli Yalnızlık” şarkısıyla bir anda büyük bir çıkış yapan Emre Aydın, yeni albüm hazırlıklarını, sahne hevesini ve kendisi hakkında merak edilenleri anlattı.
Seni sahnede bambaşka bir Emre Aydın olarak görüyoruz. Normal yaşamında daha sessiz, sakin biri olarak tanınıyorsun. Kendini konserden sonra hiç izledin mi?
Özellikle ilk zamanlar sahnede ne yaptığımı; hatalarımı ve eksiklerimi buluyordum. Şu anda da konserlerimi kaydedip, videoya alıp izlemeye çalışıyorum. Bunu, kendimi daha fazla geliştirmek için yapıyorum. Sahne bambaşka bir yer. Orada ışıltılı olmamız gerekiyor. Seyirciyle iletişimin kopmaması gerekiyor. Özellikle mayıs ayından itibaren yapılan açık hava konserlerindeki o kalabalığı kontrol edebilmek, orada bir sinerji oluşturabilmek çok zor. Bunlar gündelik hayatla eşleştirilemeyecek şeyler. İşimizin müzikal tarafının yanında görsel tarafı ve şov tarafı da var. O yüzden elimden gelenin en iyisini yapmaya çalışıyorum.
Normal hayatında da sessiz misin?
Çok sessiz değilim. Çok hareketli yerinde duramayan biri de değilim. Ama insanlarla zor samimi olan biriyim. Biraz da sessiz olarak algılanmamın sebebi bu. Herkesin bir alanı vardır. Sağlıklı iletişim için bence hemen samimiyet kurulmamalı. Bir anda samimiyet olduğunda insanların bu alanlarına çok giriliyor, böylelikle insanlar kırılabiliyor. Orada bence kontrollü gidilmesi gerekiyor. Dolayısıyla benim sessiz diye algılandığım şey; aslında biraz da kontrollü hareket etmek. Ben sadece işle ilgili değil normal hayatımda da öyleyim.
Okul hayatında da öyle miydin?
Çok küçükken çok az konuşuyormuşum. Ergenlik çağımda da hiperaktif bir dönemim oldu. Ama soğuk biri değilim.
Bu durumun sana dezavantajları oldu mu?
İlk zamanlar konuşmadığım, mesafeli olduğum söylendi. Ama sonra insanlar beni tanıdılar. Birden fazla insanla bir alana girildiği zaman 24 saat aynı modda kalınması pek mümkün olmuyor, bu da yanlış anlaşılabiliyor. Örneğin; gazeteciyle şarkıcının ortak yaşam kavramı bence yanlış. Çünkü bir süre sonra şarkıcının, gazeteciden beklediği ve gazetecinin yapamayacağı hareketler olabilir. Sonuç olarak anlaşmazlıklar ortaya çıkar. Benim de samimi arkadaşlarım oldu. Ama bu şekildeki hareketlerimin bir zararı olmadı. Sonuç olarak çekingen değilim.
Şimdiye kadar olan gidişatını nasıl görüyorsun? Olmak istediğin noktada mısın?
Evet hesapladığımın daha iyisindeyim. Biz bu albümü elimizden geldiğince en ince ayrıntısına kadar iyi yaptığımızı düşünüyoruz. Beğeni neticede değişken bir şeydir. Albüm başarılı da olabilir, başarısız da. Ne olursa olsun biz albümün arkasında durmak zorundayız. Albüm çıktığında pazarlama ekibinin de başarısıyla ve bütün ortak gayretler sonucunda bu iş bir yere geldi. “Albüm daha uzun vadede başarılı olur” diye düşünüyordum. Ama çok iyi tanıtıldı.
Hedefin nedir?
Kısa vadede iyi işler yapmaya çalıştıkça, ilerleyerek bir kariyer yapıp, yıllar sonra da “Güzel şeyler yapmışım” diyebilmek istiyorum. Ben iyi olduktan sonra da geri dönüşümlerinin iyi olacağına inanıyorum. Bu şarkıcıların değil, şarkıların meydanı. Bu yüzden; “Yıldızım ya da yıldız olacağım” diye bir düşüncem yok.
Gripin’le bir düet yaptın ve bu çok beğenildi. Bu albümde de böyle bir çalışma var mı?
O proje olarak değil de bir anda gelişen bir şey oldu. Gripin grubundakiler benim arkadaşım ve onlarla aynı stüdyoyu kullanıyorduk. Stüdyoda ben de o şarkıya dahil oldum. Düeti yaptıktan sonra da beğendik. Belki de bu bir proje olarak gelişmediği için bu kadar tutuldu. Şu an için ortak bir çalışmamız yok. Ama Gripin’le her zaman böyle bir şey yapabiliriz.
Bize biraz yeni albümünden bahseder misin?
Henüz yarılamadık ama epey yol kat ettik. 5 şarkı kaydettik. Ama şarkı sayısını 10’dan fazla istiyorum. Birincisine göre bu daha modern bir albüm oldu. Daha fazla elektronik öğe var. Yine akustik ağırlıklı bir albüm. İki tane cover var. Benim müziğimi dinleyen birisi için ortada pek şaşırtıcı bir şey yok. Daha modern ve bana göre daha güzel bir albüm. Şubat gibi de çıkar diye tahmin ediyoruz.
Kendini lider olarak mı görüyorsun, yoksa takım oyuncusu mu?
Ben liderin aslında çok önemli bir takım oyuncusu olduğunu düşünüyorum. Yani turneye çıktığımızda, sahnede liderim. Ama albüm çıkaracağım zaman yardım alabileceğim herkesten alırım. Takım oyununun da çok gerekli olduğunu düşünüyorum.
Bugüne kadar aldığın en ağır eleştiri neydi?
Ben eleştiriye çok fazla kırılmam. Birkaç yerde “s” ve “ş” yi benzeterek söylememden dolayı yazılan eleştiriler okudum. Bir de albüm pop mu rock’mı eleştirileri var. Ne olduğunun hiçbir önemi olmadığını dinleyiciler ne zaman algılar bilmiyorum. Tarz diye bir şey yoktur. Tarz, sizin biriktirdiğiniz şeyleri bir bütün olarak sunduğunuz şeylerin adına denir. Önemli olan kaliteli olup olmadığıdır. Albüm için; “Arabesk” diyenler oldu. Ben onu övgü olarak algılarım. Arabesk eleştirisi arabeskin ne olduğunu bilmeyen ve arabeski karalama sıfatıymış gibi kullananların problemi. Bunları ağır bir eleştiri olarak bulmuyorum.
Bu zamana kadar bir çok konser verdin. Tekrar konserlere çıktığında heyecanlanıyor musun?
Artık heyecanın yerini heves alıyor. İlk 3-4 konserde çok heyecanlandım. Çünkü şarkılar beklemediğim şekilde, bir anda patladı. Ben 10 yıldır barlarda çalıyorum. Ama hiç bana ait olan bir konserde sahne almamıştım. Seyircimin bu kadar coşkuyla beni dinlemesi bambaşka bir duyguymuş. Beşinci, altıncı konserden sonra da kendimi izlemeye başladım. Ama onun haricinde bir an evvel sahne alma hevesim var.
Genelde yalnızlık şarkıları yazıyorsun. Çok terk edildin mi?
Hayır çok terk edilmedim. Ama bir kere terk edilmek de yeterli oluyor. Aşk hikayesi, popüler kültürün ana temasıdır. Onun dışında da protest şarkılar yazılır. Fakat ben bundan kesinlikle hoşlanmıyorum. Yapanları eleştirmiyorum ama dinleyici olarak da müziğin içinde sevmiyorum. Aşk, bu işi yapanların her zaman dönüp dolaşacağı bir konudur. Terk edilmek de hem acı, hem keyif veren bir konudur. Aslında en yalan acı da odur.
Genelde hep bu tarz şarkılar yazıyorsun. Yaşamadan da bu duyguyu verebiliyor musun?
Yaşamadan da yazıyorum. Eğer sadece yaşayarak yazılırsa 2-3 senede bir albüm yapmak gerekir. Nasıl roman, hikaye yazarları da yazdıklarını birebir yaşamıyorlarsa, bestecilikte de aynı şekilde kurgu yer alıyor.
Hiç unutamadığın bir aşkın oldu mu?
Herkes kadar ben de yaşadım. Ama Leyla’yla Mecnun kadar da değildi. Yaşadığım aşklar oldu. Ama şu an hayatımda birisi yok.
9/12/2008 | Kategori: Sanat_ilarla Roportaj | Yorum (3) | Yorum Yaz | Kalıcı Bağlantı